Garanti Galeri, Osmanlı Bankası Müzesi ve Platform Garanti artık tek bir çatı altında: Garanti Kültür A.Ş.
Bunun için Bankalar Caddesi’ndeki 10 bin metrekarelik tarihi Osmanlı Bankası binası restorasyona alınarak “Galata Binası” adıyla bir kültür ve sanat merkezi haline getirilecek. Beyoğlu’ndaki beş bin metrekarelik yapı ise daha çok sergilerin açılacağı bir yer olacak.
Galata Binası’nın 100 bin adete ulaşan kitap sayısı, zengin arşivi, konferans ve sergi salonları ve müzesi ile uluslararası alanda da referans gösterilen bir merkez haline getirilmesi hedefleniyor. Restorasyon çalışmalarını yöneten “Ağa Han” ödüllü ünlü mimar Han Tümertekin, günde üç vardiya ve 24 saatlik çalışmayla Galata Binası’nı tarihi dokusuna ve orijinal haline uygun olarak restore edeceklerini ve bu çalışmayı 2010 sonuna kadar bitireceklerini söylüyor. Etkinliklerse 2011’in ilk aylarında başlayacak.
ARTIK OBJE YOK SORULAR VAR
İKSV, Borusan Müzikevi ya da Koç derken, şimdi de Platform Garanti’nin bulunduğu bina bir kültür merkezine dönüşüyor. Tüm bunlar o kadar arka arkaya geldi ki sanki kültür sanat camiası önceden bu bölgeyi yaklaşık aynı dönemde bir kültür sanat merkezi haline getirmeyi planlamış gibi. Bu kadar denk gelmesi rastlantı mı?- Aslında pek öyle değil. Galatasaray civarından Galata’ya uzanan özel sektörün oluşturduğu kültürel gerdanlık bir anlamda 150 yıl öncesinin izdüşümü. İstanbul’un modernizasyonunun simgesi olan İstiklal Caddesi ve ona bağlı arterlerin bir anlamda tarihsel DNA’larına dönmesi şaşırtıcı değil. Tıpkı tarihi yarımadada belki de dünyanın en olağanüstü gerdanlıklarından birinin Topkapı Sarayı, İslam Eserleri, Arkeoloji müzeleri ve çevresiyle oluşması gibi. Ben bu iş bölümüne alışmaya başladım. Bunlar gelişigüzel oluşmadı ve bunu anlatmam sayfalar alır. Önemli olan, Galatasaray-Galata aksının bir cam fanusa dönüşmemesi ve bu ivme içinde bu bölgelerin sosyal ekolojilerine güncel ve tarihsel anlamda hassasiyetle yaklaşılması.
Garanti’nin yürüttüğü tüm sanatsal olguların Garanti Kültür A.Ş’de biraraya gelmesi size nasıl yardımcı olacak? Örneğin ortak çalışmalar yapılacak mı? Projelerden biraz bahsedebilir misiniz?- Bir program, iki bina esasında çalışıyoruz. Programlarımız araştırma odaklı ve farklı disiplinlerin kavuşma ve kırılma noktalarından hareket ediyoruz. Yeni kurumun merkezinde “obje” yok, sorular var. Ortak ya da bireysel çalışmalar söz konusu değil çünkü ortaklık bile birbirinden farklı paydalar olduğunu varsayıyor. Yeni kurumumuz kompartmanlara bölünmedi. Beraber çalışan program ekipleri var.
Garanti Galeri ve Osmanlı Bankası Müzesi’nin yanı sıra Platform Garanti farklılıklarıyla hep ön plandaydı. Diğerleri tam tıkırında işlerken Platform’da bir anda bir durgunluk oldu, ardından da hiçbir şey gelmedi boş kaldı. Neden? - Platform’un etkinlikleri son zamanlarda yurtdışı ağırlıklı olarak gerçekleşti. Son 30 ayda bir çok konferans yaptık, misafir sanatçı programları sürdü, birçok sanatçıyı Türkiye’den dışarı yolladık, birçok sanatçı da konuğumuz oldu. New York, Seoul, Lille, Münster gibi kentlerde sergiler düzenledik. Olağanüstü bir kütüphane geliştirdik. Boşluğumuzun hissedildiğinin farkındayız ama restorasyon çalışmaları devam ediyor.
Çalışmaları süren binada Garanti Galeri ve Platform Garanti birarada mı hizmet vermeye başlayacak?- Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi ve Müzesi, Garanti Galeri ve Platform Garanti ömürlerini tamamladılar. Artık yeni bir kurum var.
Bu binanın projelendirmesi ne zamandır sürüyor?- 3 yılı aştı. İyi bir kurum oluşturmak için iyi bir süre, otobanda motor değiştirmek zorunda kalmayacağız.
İçinde sergiler dışında konser, dans, tiyatro gibi etkinlikler de yapılacak mı?- Projlerimize etkinlik parametreleri içinde bakmamayı tercih ediyoruz. Araştırma neyi talep ediyorsa, kullanıcıyla nasıl buluşma sağlamak gerekiyorsa o yapılacak. İki binayı birlikte konuşmak gerekir. Binalarımız, kütüphanesi, açık arşivleri, workshop mekanları, çeşitli boyuttaki oditoryumları, değerlendirilen ara mekanlar, farklı sergileme ihtiyaçlarına yanıt veren mekanları ile çok katmanlı paylaşım sağlayacaklar.
GALATA YAVAŞ, BEYOĞLU HIZLI RİTİMDE OLACAK
Garanti Kültür A.Ş.’nin sahip olduğu iki 19. yy yapısını yeniden işlevlendiriyoruz. Her iki yapı da tarihi eser ve tarihi sit alanında. Biri Beyoğlu’nda beş bin metrekare, diğeri Galata’da 10 bin metrekare olmak üzere toplam 15 bin metrekare kültür alanı yapılıyor. Galata’daki diğerinden daha yavaş bir ritme göre tasarlandı. 100 bin cilt kapasiteli bir kütüphane, açık ve kapalı arşivler, çok sayıda seminer ve toplantı salonu, oditoryum, Osmanlı Bankası Müzesi, sergi salonları var. Dijital teknoloji giriş holündeki teknolojik duvardan başlayarak yapının her noktasına ulaştırılıyor.
Beyoğlu’ndaki ise yoğun insan trafiğini karşılayacak şekilde tasarlandı. Bu binadaki sergi salonları aynı anda çeşitli sergilerin gerçekleştirilmesine olanak veriyor. Çok amaçlı kullanabilen mekanlar da tasarlanmış durumda ve bu yapıda da gelişmiş bir teknolojik altyapı var.
EN BÜYÜK FARKIMIZ KÜTÜPHANE
Garanti Kültür A.Ş.’nin Beyoğlu ve Galata bölgelerinin uluslararası ölçekte bir çekim merkezine dönüşmesine katkıda bulunacak. Kütüphanemiz en büyük farkımız olacak. Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi ise Osmanlı İmparatorluğu ve egemenliğindeki bölgelerle ilgili benzersiz bir arşivi bünyesinde bulunduruyor. Osmanlı Bankası arşivlerine paralel olarak, genelde Tanzimat dönemi sonrası Osmanlı İmparatorluğu ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik, politik ve sosyal tarihini; özelde ise bankacılık ve finans tarihini konu alan eserlerden oluşan bir ihtisas kütüphanesi de var.
20.03.2010, Cumartesi
Deniz İNCEOĞLU
dinceoglu@hurriyet.com.tr
gördüklerim, duyduklarım, okuduklarım, hoşuma gidenler ve daha neler neler...
Kültür ve Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kültür ve Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumartesi, Mart 20, 2010
Cumartesi, Mart 13, 2010
Filiz Çağman: Topkapı Müzesinde 41 yıl , İlber Ortaylı'nın kalemiyle, 12.02.2006
Bizim müzenin müdürü
Topkapı Sarayı Müzesi'nin eski müdürü Filiz Çağman sekiz yıl boyu bürokrasiyle, imkansızlıklarla, parasızlıkla boğuşarak koca müzeyi ayakta tutmuştu. Perşembe günü Çağman'ın emekli olduktan sonraki ilk doğum gününü kutladık.
O tarihte doktora yapan kimse çok azdı. Hele üniversite öğretim üyeliğini hedeflemeyen bir müze küratörünün doktora ile uğraşması alışılmış bir manzara sayılmazdı. Sanat tarihi talebesi ve asistanından tutun da üniversitenin kıdemli tarih profesörüne kadar Topkapı Sarayı'na devam eden araştırmacıların hepsi Filiz Çağman'ın, bu genç ve zarif bilginin önerileriyle ufuklarının genişlediğini itiraf ederler.
Doğrusu yaşından beklenmeyecek bir bilgi birikimine sahipti.Uzman bizim memleketimizde az rastlanan bir fanidir. Daha çok ezbere konuşmaya ve üfürmeye meraklıyızdır. Çağman eski yazmaları tanıyor, kendisine müracaat edenleri yönlendiriyor ve sorunlarını çözüyordu.
Bilim yeni sorunların ortaya konması demektir. Bir noktada tıkanıp kalan verimli olamaz. Filiz Çağman, Osmanlı-İran edebi metinleri ve minyatürlerini birlikte değerlendirmekte hakikaten az rastlanan uzmanlardandır. Ama o kadarla sınırlı değil; önüne ister Venedik kumaşı koyun, ister Leipzig dokuması ya da porselen; hem künyesini tespit eder hem de kumaşı akrabasıymış gibi size tarif eder.
Zengin yapılı ve çeşitli ünlü müzesini cam ve madeni eşyası, ahşabı ve kağıdıyla bu kadar iyi değerlendiren ve tanıyan bir başka büyük müze müdürü sadece Leningrad Hermitaj Müzesi'nin genel müdürü Bilimler Akademisi üyesi Profesör Piyotrovski'dir.
Üniversite yıllarımda Topkapı Sarayı ile ciddi olarak ilgilenmeye başladığımda, Filiz Çağman Yazma Eserler Bölümü'nün sorumlusuydu. Filiz Çağman'ın malzemeye hakimiyetinin sonsuzluğunu Londra'yı sarsan ama gerçekten sarsan ünlü "Türkler" sergisinin hazırlanışında gördük.
İlk defadır ki, Türk küratörlerin hazırladığı katalog beynelmilel alanda tüm müzecilerin başvurduğu, örnek olarak seçtiği ve içindeki malzemeye göre sergi tasarladıkları bir kaynak oldu. Şahsen birtakım yabancı sergi başvurularına; "Türkler sergisinin kataloğunu kopya etmekten vazgeçin" diyoruz.
Filiz Çağman doktorasını şair Nizami'nin resimlendirilmiş ve Karakoyunlular dönemine ait önemli bir eser olan "Hamse-i Nizami"si üzerine yaptı. Bu eseri hazırlamak bizde alışıldığı üzere, sadece minyatürlere bakıp tarif edip değerlendirmekle olacak gibi değildir. Resmin yanındaki metni de okuyup anlayabilmek lazımdır. Resimlerine baktığın dönemin insanlarının yazdığını anlayarak sanat tarihi yapmak henüz az sayıdaki Allah'ın kulu tarafından yerine getirilen bir vecibedir.
Doktor Çağman'ın Nurhan Atasoy ve yakın arkadaşı Dr. Zeren Tanındı ile hazırladığı minyatür ve resim üzerine eserleri halen değerini korumaktadır. Şu anda gene Zeren Tanındı ile Topkapı Sarayı'ndaki Firdevsi, Nizami gibi büyük şairlerin eserlerini süsleyen minyatürler üzerine zengin bir kataloğu tamamlamıştır.İnşallah birileri himmet eder de basılır.
Malzemesine hakim Filiz Çağman Edirnelidir. Rumeli'nin Osmanlı kültürünü her haliyle etiketi, hicvi, ciddiyeti ile temsil eder. Edebiyat Fakültesi'ndeki öğrenim yıllarını boşuna geçirmeyen nadir öğrencilerden olduğu açıktır. Roman okur gibi birtakım el yazmalarını okumak için demek ki, ille de Osmanlı toplumunda doğmuş, yaşamış ve okula gitmiş olmak gerekmiyor.
Cumhuriyet nesilleri içinde eski metinlere hakim Mehmet İpşirli, Mehmet Genç, Günay Kut, merhum Ali Alpaslan, Uğur Derman, Özer Genç, Feridun Emecen, Murat Bardakçı, Mübahat Kütükoğlu ve daha genç kuşaktan Ali Akyıldız gibi bir alay kadar kalabalık değilse de, bir bölük oluşturabilecek insanlarımızın arasında kuşkusuz Filiz Çağman vardır. Biraz merak ve disiplin dedelerin mirasını hakkıyla değerlendirmemizi sağlar.
Sekiz yıl boyu bürokrasiyle, imkansızlıklarla, parasızlıkla boğuşarak koca müzeyi yönetti. Perşembe günü emeklilik yılından sonraki ilk doğum gününü kutladık. Belli ki, her şeye rağmen bir Topkapı Sarayı Müzesi ve benim Enderun halkı dediğim işine gönül vermiş saray uzmanları vardır. Filiz Çağman o camiayı hakkıyla temsil etmiştir. Topkapı Sarayı'nın hiçbir şeyi olmasa ismi vardır. Dünyanın büyük müzelerinden olduğunu dışarıdaki büyük müzelerle temaslarımda daha iyi görüyorum. Bunun bilincinde olan müzeciler ve müzeseverleri her şeyden çok takdir etmeliyiz.
Takdir etmeliyiz
Topkapı Sarayı Müzesi'nin eski müdürü Filiz Çağman sekiz yıl boyu bürokrasiyle, imkansızlıklarla, parasızlıkla boğuşarak koca müzeyi ayakta tutmuştu. Perşembe günü Çağman'ın emekli olduktan sonraki ilk doğum gününü kutladık.
O tarihte doktora yapan kimse çok azdı. Hele üniversite öğretim üyeliğini hedeflemeyen bir müze küratörünün doktora ile uğraşması alışılmış bir manzara sayılmazdı. Sanat tarihi talebesi ve asistanından tutun da üniversitenin kıdemli tarih profesörüne kadar Topkapı Sarayı'na devam eden araştırmacıların hepsi Filiz Çağman'ın, bu genç ve zarif bilginin önerileriyle ufuklarının genişlediğini itiraf ederler.
Doğrusu yaşından beklenmeyecek bir bilgi birikimine sahipti.Uzman bizim memleketimizde az rastlanan bir fanidir. Daha çok ezbere konuşmaya ve üfürmeye meraklıyızdır. Çağman eski yazmaları tanıyor, kendisine müracaat edenleri yönlendiriyor ve sorunlarını çözüyordu.
Bilim yeni sorunların ortaya konması demektir. Bir noktada tıkanıp kalan verimli olamaz. Filiz Çağman, Osmanlı-İran edebi metinleri ve minyatürlerini birlikte değerlendirmekte hakikaten az rastlanan uzmanlardandır. Ama o kadarla sınırlı değil; önüne ister Venedik kumaşı koyun, ister Leipzig dokuması ya da porselen; hem künyesini tespit eder hem de kumaşı akrabasıymış gibi size tarif eder.
Zengin yapılı ve çeşitli ünlü müzesini cam ve madeni eşyası, ahşabı ve kağıdıyla bu kadar iyi değerlendiren ve tanıyan bir başka büyük müze müdürü sadece Leningrad Hermitaj Müzesi'nin genel müdürü Bilimler Akademisi üyesi Profesör Piyotrovski'dir.
Üniversite yıllarımda Topkapı Sarayı ile ciddi olarak ilgilenmeye başladığımda, Filiz Çağman Yazma Eserler Bölümü'nün sorumlusuydu. Filiz Çağman'ın malzemeye hakimiyetinin sonsuzluğunu Londra'yı sarsan ama gerçekten sarsan ünlü "Türkler" sergisinin hazırlanışında gördük.
İlk defadır ki, Türk küratörlerin hazırladığı katalog beynelmilel alanda tüm müzecilerin başvurduğu, örnek olarak seçtiği ve içindeki malzemeye göre sergi tasarladıkları bir kaynak oldu. Şahsen birtakım yabancı sergi başvurularına; "Türkler sergisinin kataloğunu kopya etmekten vazgeçin" diyoruz.
Filiz Çağman doktorasını şair Nizami'nin resimlendirilmiş ve Karakoyunlular dönemine ait önemli bir eser olan "Hamse-i Nizami"si üzerine yaptı. Bu eseri hazırlamak bizde alışıldığı üzere, sadece minyatürlere bakıp tarif edip değerlendirmekle olacak gibi değildir. Resmin yanındaki metni de okuyup anlayabilmek lazımdır. Resimlerine baktığın dönemin insanlarının yazdığını anlayarak sanat tarihi yapmak henüz az sayıdaki Allah'ın kulu tarafından yerine getirilen bir vecibedir.
Doktor Çağman'ın Nurhan Atasoy ve yakın arkadaşı Dr. Zeren Tanındı ile hazırladığı minyatür ve resim üzerine eserleri halen değerini korumaktadır. Şu anda gene Zeren Tanındı ile Topkapı Sarayı'ndaki Firdevsi, Nizami gibi büyük şairlerin eserlerini süsleyen minyatürler üzerine zengin bir kataloğu tamamlamıştır.İnşallah birileri himmet eder de basılır.
Malzemesine hakim Filiz Çağman Edirnelidir. Rumeli'nin Osmanlı kültürünü her haliyle etiketi, hicvi, ciddiyeti ile temsil eder. Edebiyat Fakültesi'ndeki öğrenim yıllarını boşuna geçirmeyen nadir öğrencilerden olduğu açıktır. Roman okur gibi birtakım el yazmalarını okumak için demek ki, ille de Osmanlı toplumunda doğmuş, yaşamış ve okula gitmiş olmak gerekmiyor.
Cumhuriyet nesilleri içinde eski metinlere hakim Mehmet İpşirli, Mehmet Genç, Günay Kut, merhum Ali Alpaslan, Uğur Derman, Özer Genç, Feridun Emecen, Murat Bardakçı, Mübahat Kütükoğlu ve daha genç kuşaktan Ali Akyıldız gibi bir alay kadar kalabalık değilse de, bir bölük oluşturabilecek insanlarımızın arasında kuşkusuz Filiz Çağman vardır. Biraz merak ve disiplin dedelerin mirasını hakkıyla değerlendirmemizi sağlar.
Sekiz yıl boyu bürokrasiyle, imkansızlıklarla, parasızlıkla boğuşarak koca müzeyi yönetti. Perşembe günü emeklilik yılından sonraki ilk doğum gününü kutladık. Belli ki, her şeye rağmen bir Topkapı Sarayı Müzesi ve benim Enderun halkı dediğim işine gönül vermiş saray uzmanları vardır. Filiz Çağman o camiayı hakkıyla temsil etmiştir. Topkapı Sarayı'nın hiçbir şeyi olmasa ismi vardır. Dünyanın büyük müzelerinden olduğunu dışarıdaki büyük müzelerle temaslarımda daha iyi görüyorum. Bunun bilincinde olan müzeciler ve müzeseverleri her şeyden çok takdir etmeliyiz.
Takdir etmeliyiz
Cumartesi, Mart 06, 2010
Balat ve Fener'de bir gün, Cuma, 05.Mart.2010
Yine bir tam günlük kaçamak ve ben İstanbul'un yedi tepesinden birinde yokuş aşağı yokuş yukarı dolandım, durdum.
Kiliseler, camiler, türbeler, ayazmalar ve mesnevihane. Üç beş talebesi ya var ya da yok olan Rum okulları ve Patrikhane.
Sabah 09:45 gibi Aksaray metro istasyonundan başlayan bir yürüyüşle Akdeniz Caddesi takip edilerek Fatih Cami, Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaret ve sonrasında At Pazarı'nda Eski Kafa kahvesinde bir soluklanma, ekşi sarı erik suyu içip yola koyulma...
Yavuz Selim caddesi takip edilerek Sultan Selim Cami'ni ziyaret, Yavuz Sultan Selim'in türbesini çok kalabalık olduğu için ziyaret edemeden, kısa bir molanın ardından bahçeden kuşbakışı Haliç manzarasını temaşa edip Fethiye Cami müzesine dışarıdan bakarak, vakit az, Draman Caddesi takip edilerek Balat'ın ara sokaklarına girdim.
Bir esnaf lokantasında hızlı bir öğlen yemeğinin ardından Draman Çeşmesi Sokağını, tek tük de olsa restore edilmiş evlere ve kapalı kiliselere baka baka, geçtim. Aya Nikola Ayazması'nın bulunduğu Ayan Caddesini boydan boya yürüyerek Vodina Caddesine ulaştım ve Tahta Minare Hamamı ve Cami'nin önünden geçerek hemen sağda, belli belirsiz ve minicik bir türbede yatan sahabeyi ziyaret edip Metroloji Kilisesi'nin köşesinden Çimen Sokak'a girip yokuş yukarı yürümeye devam ettim.
Bir kaç sokak ileride Meryem Ana Rum Ortodoks Kilisesi'nin önünden geçip Fener Rum Erkek Lisesi'ne ulaştım. Koskocaman bir bina adeta bir kale, burçları, mimarisi ve devasa görünümü ile çok uzaklardan bile görülebilen bir bina. Hemen yanında Mesnevihane.
Mesnevihane Sokak'tan yokuş aşağı ilerleyip bir kaç yüz metre sonra tekrar sağa dönüp yokuş yukarı devam ettim. Camcı Çeşmesi Sokağa ulaştım ve Haliç yönüne bu sefer yokuş aşağı yolculuğuma devam ettim. Dr.Sadık Ahmet Caddesine ulaşıp Haliç'e paralel Güney'e doğru yürüyerek Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne ulaştım. Patrikhane'nin bitiminde ki sokağın köşesindeki Rum İlköğretim Okulu'nun önünden geçip sahil yoluna ulaştım.
Sahil yolunda önce Fatihin Sekbanbaşı Abdurahman Ağa Türbesi'ni sonra da Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi'ni geçip bugünkü programımın son noktası olan Rezan Has Müzesi'ne kapanmadan yetiştim.
Rezan Has Müzesi'nde ki Neolitik'ten Selçuklu'ya Sessiz Tanıklar daimi koleksiyonunu gezip giriş katına çıktım ve orada ki Ahu-Can Has'ın özel koleksiyonundan oluşan 'Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü II' adlı sergiyi gezdim. Sergi Halil Paşa, Şevket Dağ, İbrahim Çallı, Mahmut Cuda, Şeker Ahmet Paşa, Abdülmecid Efendi, Fikret Mualla, Nuri İyem ve onlarca Türk ressamının yıllar boyu emekle seçerek, arayarak, tek tek bularak oluşturulan koleksiyonun Kıymet Giray yönetiminde teşhirinden oluşuyordu.
Kiliseler, camiler, türbeler, ayazmalar ve mesnevihane. Üç beş talebesi ya var ya da yok olan Rum okulları ve Patrikhane.
Sabah 09:45 gibi Aksaray metro istasyonundan başlayan bir yürüyüşle Akdeniz Caddesi takip edilerek Fatih Cami, Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaret ve sonrasında At Pazarı'nda Eski Kafa kahvesinde bir soluklanma, ekşi sarı erik suyu içip yola koyulma...
Yavuz Selim caddesi takip edilerek Sultan Selim Cami'ni ziyaret, Yavuz Sultan Selim'in türbesini çok kalabalık olduğu için ziyaret edemeden, kısa bir molanın ardından bahçeden kuşbakışı Haliç manzarasını temaşa edip Fethiye Cami müzesine dışarıdan bakarak, vakit az, Draman Caddesi takip edilerek Balat'ın ara sokaklarına girdim.
Bir esnaf lokantasında hızlı bir öğlen yemeğinin ardından Draman Çeşmesi Sokağını, tek tük de olsa restore edilmiş evlere ve kapalı kiliselere baka baka, geçtim. Aya Nikola Ayazması'nın bulunduğu Ayan Caddesini boydan boya yürüyerek Vodina Caddesine ulaştım ve Tahta Minare Hamamı ve Cami'nin önünden geçerek hemen sağda, belli belirsiz ve minicik bir türbede yatan sahabeyi ziyaret edip Metroloji Kilisesi'nin köşesinden Çimen Sokak'a girip yokuş yukarı yürümeye devam ettim.
Bir kaç sokak ileride Meryem Ana Rum Ortodoks Kilisesi'nin önünden geçip Fener Rum Erkek Lisesi'ne ulaştım. Koskocaman bir bina adeta bir kale, burçları, mimarisi ve devasa görünümü ile çok uzaklardan bile görülebilen bir bina. Hemen yanında Mesnevihane.
Mesnevihane Sokak'tan yokuş aşağı ilerleyip bir kaç yüz metre sonra tekrar sağa dönüp yokuş yukarı devam ettim. Camcı Çeşmesi Sokağa ulaştım ve Haliç yönüne bu sefer yokuş aşağı yolculuğuma devam ettim. Dr.Sadık Ahmet Caddesine ulaşıp Haliç'e paralel Güney'e doğru yürüyerek Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'ne ulaştım. Patrikhane'nin bitiminde ki sokağın köşesindeki Rum İlköğretim Okulu'nun önünden geçip sahil yoluna ulaştım.
Sahil yolunda önce Fatihin Sekbanbaşı Abdurahman Ağa Türbesi'ni sonra da Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi'ni geçip bugünkü programımın son noktası olan Rezan Has Müzesi'ne kapanmadan yetiştim.
Rezan Has Müzesi'nde ki Neolitik'ten Selçuklu'ya Sessiz Tanıklar daimi koleksiyonunu gezip giriş katına çıktım ve orada ki Ahu-Can Has'ın özel koleksiyonundan oluşan 'Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü II' adlı sergiyi gezdim. Sergi Halil Paşa, Şevket Dağ, İbrahim Çallı, Mahmut Cuda, Şeker Ahmet Paşa, Abdülmecid Efendi, Fikret Mualla, Nuri İyem ve onlarca Türk ressamının yıllar boyu emekle seçerek, arayarak, tek tek bularak oluşturulan koleksiyonun Kıymet Giray yönetiminde teşhirinden oluşuyordu.
Beyoğlu'nda 2 Saat, 03.Mart.2010
Çarşamba günü öğleden sonra iki saatlik bir boş bırakılmış zaman diliminde bir kaç sergiyi gezdim.
Sırayla kısacık bahsedelim:
1. Konsept ve tasarımı Zafer Karaca tarafından yapılan 'İstanbu'da Tanzimat Öncesi Rum Ortodoks Kiliseleri' sergisi Yunanistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda, Şişmanoğlu Konağı, İstiklal Caddesi, ziyaret edilebilir.
2. Semiha Berksoy - 'Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla' sergisi Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde. Bu sergiden alınma bir görüntüyü, Yahya Kemal Beyatlı'nın Semiha Berksoy'a yazdığı bir şiir, önceki iletilerimde görebilirsiniz.
3. 'Lidyalılar ve Dünyaları' sergisi Vedat Nedim Tör Müzesi'nde (Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi yanı).
4. 'Merih Akoğul ile Çağdaş Sanat ve Fotoğraf' sergisi Fototrek, Beyoğlu (Mısır Apt.) adresinde.
Ve...
5. Akşam üzeri Pg Art Galery Bebek'de Neriman Polat - Hülya Eyidoğan resim ve dijital fotoğraf sergisinin açılış kokteyline arkadaşım, fotoğraf sanatçısı, Ali Kabaş'la birlikte katıldık.
Sırayla kısacık bahsedelim:
1. Konsept ve tasarımı Zafer Karaca tarafından yapılan 'İstanbu'da Tanzimat Öncesi Rum Ortodoks Kiliseleri' sergisi Yunanistan'ın İstanbul Başkonsolosluğu'nda, Şişmanoğlu Konağı, İstiklal Caddesi, ziyaret edilebilir.
2. Semiha Berksoy - 'Ben Yaşardım Aşk ve Sanatla' sergisi Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi'nde. Bu sergiden alınma bir görüntüyü, Yahya Kemal Beyatlı'nın Semiha Berksoy'a yazdığı bir şiir, önceki iletilerimde görebilirsiniz.
3. 'Lidyalılar ve Dünyaları' sergisi Vedat Nedim Tör Müzesi'nde (Yapı Kredi Kazım Taşkent Sanat Galerisi yanı).
4. 'Merih Akoğul ile Çağdaş Sanat ve Fotoğraf' sergisi Fototrek, Beyoğlu (Mısır Apt.) adresinde.
Ve...
5. Akşam üzeri Pg Art Galery Bebek'de Neriman Polat - Hülya Eyidoğan resim ve dijital fotoğraf sergisinin açılış kokteyline arkadaşım, fotoğraf sanatçısı, Ali Kabaş'la birlikte katıldık.
Perşembe, Mart 04, 2010
Semiha Berksoy Sergisinden bir not
Yahya Kemal Beyatlı'nın kendi el yazısıyla Semiha Berksoy'a yazdığı şiirin ki eski harflerle ve kırmızı kalemle yazılmıştır, Türkçe harflerle yazılmış hali. Yapı Kredi Sanat Galerisi, 03.03.2010.
BAHÇELERDEN UZAK
İstemem artık ışık, rayiha, renk alemini
Koklamam yosma karanfille, güzel yasemini.
X
Zihnimi bir lahza müsait kılamaz idlale,
Ne beyaz bakire zambak, ne ateşten lale.
X
Beklemem fecrini leylaklar açan Nisanın,
Özlemem vaktini dağı dağ kızaran erguvanın.
X
Her sabah başka bahar olsada ben uslandım,
Uğramam bahçelerin semtine gülden yandım.
Y.K.
Yahya Kemal
Yahya Kemal Beyatlı
11.Nisan 1940
Pazar, Şubat 28, 2010
AsukaBook
AsukaBook USA is an international company located in Bend, Oregon. Our headquarters, Asukanet, started manufacturing coffee table books in Japan in 1995, and continues to print and bind books for clients worldwide. Asukanet (Japan) asked Kevin Kubota to be their USA representative in 2005 and thus AsukaBook USA launched in March of that year; and has been booming ever since. Kevin is also the owner of Kubota Image Tools, Kubota Photo Design, and Red Boot Design.
"Our business mantra is to Empower Photographers, and everything we sell and do is designed around that simple principle. If it won't help you make money, or become a better photographer, we won't offer it."
AsukaBook USA was one of the first companies to offer professional quality coffee table style printed books for photographers. We offer a superior product with a polished look and feel that is very popular with photographer's clients.
AsukaBook products have received the Hot One award in 2005, 2007, and 2008. AsukaBook is proud of these accomplishments and strives to continue to innovate and provide customer service that exceeds all expectations.
http://asukabook.com/index.html
"Our business mantra is to Empower Photographers, and everything we sell and do is designed around that simple principle. If it won't help you make money, or become a better photographer, we won't offer it."
AsukaBook USA was one of the first companies to offer professional quality coffee table style printed books for photographers. We offer a superior product with a polished look and feel that is very popular with photographer's clients.
AsukaBook products have received the Hot One award in 2005, 2007, and 2008. AsukaBook is proud of these accomplishments and strives to continue to innovate and provide customer service that exceeds all expectations.
http://asukabook.com/index.html
Perşembe, Şubat 25, 2010
School of the Arts (Columbia) Alumna Kathryn Bigelow Wins Major British Film Award
With less than two weeks until the Oscars, Kathryn Bigelow (SOA’81) and her film The Hurt Locker continue their winning streak. Over the weekend, Bigelow became the first woman to win the best director award at the British Academy of Film and Television Arts (BAFTA) awards. Bigelow and The Hurt Locker took home eight awards in total at the BAFTAs, including best picture, original screenplay (Mark Boal) and cinematography (Barry Ackroyd), among others.
http://news.columbia.edu/oncampus/1932
Salı, Şubat 23, 2010
Şahsa özel fotoğrafçılık günü
Pazar gününün sıkıcı rutinini kıran şahane bir program: Ali Kabaş ve Yetkin Başarır'ın kurduğu DPW, 'İstanbul'da Bir Gün' workshop'unda fotoğrafçılığa dair neyi bilip neyi bilmediğinizi mükemmelen tartıp 'Tamamım' diyenleri zarifçe silkeliyor!FEM GÜÇLÜTÜRK
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=981219&Date=22.02.2010&CategoryID=41
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&ArticleID=981219&Date=22.02.2010&CategoryID=41
Perşembe, Şubat 11, 2010
Sabahattin Eyüboğlu çevirisiyle Ömer Hayyam'dan bir kaç dörtlük ...
Varlığın sırları saklı senden, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Bizimki perde arkasında dedi-kodu:
Bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben. (Sayfa 13)
***
***
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem! (Sayfa 15)
***
***
Felek doğruyu eğriyi tartaydı,
Her işine güzel demek kolaydı.
Böyle mi yaşardı iyiler dünyada,
Evrenin özü doğruluk olaydı? (Sayfa 34)
***
***
Hayyam, günahım var diye tasalanma,
Bunun için dertlere düşmek boşuna.
Günah olacak ki Tanrı bağışlasın:
Rahmet neye yarar günah olmayınca. (Sayfa 106)
***
***
Gönül, bir düş madem dünya gerçeği,
Ne dertlenir, alçaltırsın kendini?
Hoşgör kaderini, gününü gün et:
Yazılan senin için bozulmaz ki. (Sayfa 160)
Kaynak:
Ömer Hayyam, 'Dörtlükler',
Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, T.İş Bankası Kültür Yayınları
Edebiyatımızın kilometre taşlarından olan Cahit Sıtkı Tarancı'yı, saygıyla anıyorum
ABBAS
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
CAHİT SITKI TARANCI
Çarşamba, Şubat 10, 2010
Hafız'dan bir metafor...
I once asked a bird,
"How is it that you fly in this gravity
Of darkness?"
She responded,
"Love lifts
Me."
by Hafiz, a Sufi Persian poet (1320-1389)
http://www.amazon.com/Gift-Hafiz/dp/0140195815/ref=sr_1_1?ie=UTF8&s=books&qid=1265604666&sr=8-1
"How is it that you fly in this gravity
Of darkness?"
She responded,
"Love lifts
Me."
by Hafiz, a Sufi Persian poet (1320-1389)
http://www.amazon.com/Gift-Hafiz/dp/0140195815/ref=sr_1_1?ie=UTF8&s=books&qid=1265604666&sr=8-1
Cumartesi, Şubat 06, 2010
Bir kitabı merak etti iki bin kitabı oldu
Oğuz Otay (42) aslında Onur Havayolları’nın finansman müdürü. Ama yıllardır kendine engel olamadan gecelerini ve hafta sonunu ayırdığı bir hobisi var; kitaplar. Kızıldeniz’de batıklara dalış yapmasıyla başlayan tarih tutkusunu son 15 yıldır sahaflarda günlerini geçirip bulduğu kitaplarla pekiştirdi. Yeri geldi bir kitap için Paris’e gitti, yeri geldi Osmanlıca öğrendi. Kütüphanesinde iki binden fazla tarihi kitap olan Otay’la araştırma yaparken yaşadıklarını, üzerinde uzmanlaştığı Osmanlı denizciliği ve harp tarihiyle Türkiye’nin sahaflarını konuştuk.
http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/13692821.asp?gid=66
http://www.hurriyet.com.tr/cumartesi/13692821.asp?gid=66
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
